M.Kemal ATATÜRK
"Devlet halinde teşkilatlanmış bir insan toplumu anayasasında, adalet kuvvetinin bağımsızlığının önemini açıklamaya gerek yoktur. Milletlerin yargı hakkı bağımsızlığının birinci şartıdır. Adalet kuvveti bağımsız olmayan bir milletin devlet olarak varlığı kabul edilemez."
Molierac
"Görevimizi yaparken kimseye, ne müvekkile ne hakime, ne de iktidara tabiyiz. Bizim aşağımızda küçüklerin varlığı iddiasında değiliz. Fakat hiç bir hiyerarşik üst de tanımıyoruz. En kıdemsizin, en kıdemlisinden veya isim yapmış olandan farkı yoktur. Avukatlar, tarih boyunca köle kullanmadılar ama hiçbir zaman efendileri de olmadı. "
Leadri
"Hiçkimse onu bulandırmadığı ve ihlal etmediği sürece Hukuk, teneffüs ettiğimiz hava gibi, görünmez ve tutulmaz bir şekilde etrafımızı kaplar. O, ancak kaybettiğimizi anladığımız zaman değerinin farkına vardığımız sağlık gibi sezilmez bir şeydir."

Boşanmada Ekonomik Şiddet Unsuru

 

 

"...Türk Medeni Kanunu’nun Üçüncü Bölümünde “Evliliğin Genel Hükümleri” başlığı altında eşlere bir takım haklar tanınmış ve yükümlülükler yüklenmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 185. Maddesinin 3. Fıkrasına göre eşler birlikte yaşamak, birbirlerine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. İşte bu sadakat ve yardımcı olma zarureti ekonomik bakımdan da eşlere bir takım mesuliyetler yüklemektedir.[1] Ekonomik şiddet halleri ve fiilleri yukarıda bahsettiğimiz gibi sınırlı sayıda değildir. Ancak örnek olması bakımından Yargıtay’ın bu konudaki birkaç kararından bahsetmemiz gerekmektedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 28/05/2002 tarihli bir kararında davalı eşin evine bakmamasını ekonomik şiddet kapsamında değerlendirip davacıyı boşanma davası açmakta haklı bulmuş ve tarafların boşanmalarına karar vermiştir.[2]

Keza bir başka kararında “…davalı kocanın karısını baba evine gönderdiğini, karısı ve çocuğunun infak ve iaşesini sağlamadığı…” gerekçesi ile eşleri evlilik birliğinin devamına zorlamaya kanunen imkân kalmadığından ötürü tarafların boşanmalarının yerinde olduğuna hükmetmiştir.[3]

Bir başka kararında Yargıtay “…devamlı surette alkol alan ve evin eşyalarını satan…” davalı kocaya karşı davacıyı haklı bulmuş ve eşlerin ortak hayatını temelinden sarsan bu davranışların evlilik birliğinin devamına imkân vermediğinden hareketle davacı eşi davasında haklı bulmuştur.[4]

20/12/2005 tarihli başka bir kararında Yargıtay kocanın aşırı derecede tasarruflu davranışlarından diğer bir deyişle kocanın, elindeki parayı harcamaya kıyamayan, cimri, paragöz, eli sıkı, hasis, kısmık, nekes, pinti, sıkı, varyemez[5] davranışlarından ötürü evlilik birliğine ilişkin görevlerini yerine getirmediği gerekçesi ile tarafların boşanmalarına karar vermiştir..."



[1] A.e., s. 374.

[2] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 28/05/2002 tarihli, 1608 Esas ve 7160 Karar sayılı kararı.

[3] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 07/06/2002 tarihli, 6536 Esas ve 7756 Karar sayılı kararı.

[4] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 14/07/2009 tarihli, 2008/11799 Esas ve 2009/14055 Karar sayılı kararı.

[5] Gençcan, a.g.e., s. 379.

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

Yayın Bilgisi:

Kitap ve Hikmet Dergisi: Sayı:12 (Ocak-Mart) Yıl: 2016

6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Bakımından Yürütmenin Durdurulması Kararının Eleştirisi

Yayın Bilgisi:

 Terazi Aylık Hukuk Dergisi Yıl: 10 Sayı: 112, Aralık 2015

Haysiyetsiz Hayat Sürme Sebebi İle Boşanma

HAYSİYETSİZ HAYAT SÜRME SEBEBİ İLE BOŞANMA*

Av. Abdullah Selim BABAOĞLU*

         4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’muz boşanma sebeplerini konuları bakımından genel ve özel boşanma sebepleri olmak üzere ikiye ayırmıştır.

Konuları bakımından özel boşanma sebepleri; 161. Maddede düzenlenen zina, 162. Maddede düzenlenen hayata kast, yine 162. Maddede düzenlenen pek kötü veya onur kırıcı davranış, 163. Maddede düzenlenen suç işleme ve yine 163. Maddede düzenlenen haysiyetsiz hayat sürme, 164. Maddede düzenlenen terk ve son olarak 165. Maddede düzenlenen akıl hastalığıdır.

         Görüldüğü üzere haysiyetsiz hayat sürme konusu bakımından kanunun özel olarak tanımladığı/saydığı bir boşanma sebebidir.

         Haysiyetsiz hayat sürme belli bir olguyu ya da durumu gösterir ve diğer şartları da sağladığı takdirde boşanma için tek başına yeterli bir sebeptir.[1]

         Boşanma sebeplerinin evlilik üzerindeki etkisi bakımından ise yine ikiye ayrım bulunmaktadır. Bunlar; mutlak boşanma sebepleri ve nispi boşanma sebepleridir. Boşanma sebepleri bakımından mutlaklık ile nispilik arasındaki basit fark; boşanma sebebi teşkil edecek bir olayın ya da durumun varlığı halinde evlilik üzerindeki etkisine bakılmaksızın boşanmaya karar verilebilmesidir.[2]

Örnek olarak;  zina ya da hayata kast mutlak boşanma sebeplerinden iki tanesidir. Eşlerden bir tanesinin zina yapması, diğer eşe boşanma davası açıp zina olayını ispat etmesi halinde boşanma hakkı vermektedir. Aynı şekilde eşlerden bir tanesinin diğerini öldürmeye teşebbüs etmesi, öldürmek için hazırlıklar yapması da mutlak yani öldürmeye teşebbüsün evlilik üzerindeki etkisine bakılmaksızın boşanma kararı verilmesine yeterlidir.

Bu bakımdan haysiyetsiz hayat sürme nispi bir boşanma sebebidir. Bundan kasıt kısaca; haysiyetsiz hayat sürmenin varlığı halinde bu durumun diğer eş bakımından ortak yaşamı/evlilik birliğini sürdürmeyi beklenemez/katlanamaz/çekilemez duruma getirmesi aranmaktadır.[3]

Haysiyetsiz hayat sürme kavramı elbette ki kanunda tarifi yapılmış bir kavram değildir. Zira haysiyetsiz hayat sürme toplumdan topluma, yöreden yöreye ya da kişiden kişiye değişebilen bir kavramdır. Ancak genel olarak bir tanım vermek gerekirse; namus, şeref ve haysiyet kavramlarından uzak yaşamaktır. Buradaki namus, şeref ve haysiyet kavramları Türk toplumunun genelinin kabul ettiği namus, şeref ve haysiyet kavramlarıdır.

Örnek vermek gerekirse; ayyaşlık, kumarbazlık, homoseksüellik, uyuşturucu bağımlısı olmak, gönül tellallığı yapmak haysiyetsiz hayat tarzı olarak kabul edilmektedir.[4]

2009 yılında verdiği bir kararda Yargıtay başkası ile bir müddet evlilik dışı birlikte yaşamayı haysiyetsiz hayat sürme kapsamında değerlendirmiş ve boşanma kararı verilmesi gerektiğini hüküm altına almıştır.[5]

Kanunun kullandığı ‘haysiyetsiz hayat’ tabirinden de anlaşılacağı gibi tek seferlik fiiller ya da durumlar, diğer eşe karşı açılacak boşanma davasında haysiyetsiz hayat sürme sebebine dayanma hakkı vermez. Başka bir ifade ile haysiyetsiz kabul edilen işin, durumun devamlılık arz etmesi gereklidir.[6] Fiilin ya da durumun devamlılık arz etmemesi halinde yine de boşanma davası haysiyetsiz hayat sürme sebebine dayanarak açılmışsa davanın reddine karar verilmektedir.

Örnek olması açısından, bir Yargıtay kararında evli kadının başka bir erkekle bir kereliğe mahsus aldatma içerikli konuşmasını ve mesajlaşmalarını haysiyetsiz hayat sürme olarak kabul etmemiştir. Bahis mevzu kararda bu konuşmaların dahi koca bakımından ortak yaşamı çekilmez hale getirdiği tespit edilmiş; ancak kadının bu davranışının devamlılık arz etmemesinden ötürü haysiyetsiz hayat sürme sebebi ile boşanma talebi kabul edilmemiştir.[7]

Başka bir husus ise haysiyetsiz hayat süren eşin kusurunun bulunması yani bilerek ve isteyerek bu yolu seçmesi gereklidir. Evlilik birliği içinde böyle bir hayatı tercih eden eşin akıl hastalığı varsa yine boşanma davasında haysiyetsiz hayat sürme sebebine dayanmak hatalı olacaktır. Zira kasıt bulunmamaktadır.

Karşı tarafın haysiyetsiz hayat sürdüğünü, örneğin kumarbaz olduğunu iddia eden taraf bu durumu ispatlamakla da yükümlüdür. Kocasının devamlı kumar oynadığını iddia eden kadın açtığı boşanma davasında bu durumu ispat edememişse ve koca da boşanma istememişse davanın reddine ve evliliğin devamına pek tabi karar verilebilecektir.

Yargıtay 2004 yılında verdiği bir kararında ispat hususuna değinmiş ayrıca mahkemece dosyada toplanan delillerin ve tanıkların titizlikle değerlendirilmeyip eksik inceleme yapıldığı gerekçeleri ile yerel mahkeme kararlarını bozmuştur. [8]

Yine yukarıda söylediğimiz üzere haysiyetsiz hayat süren eşin bu tarz hayatının diğer eş tarafından evlilik bakımından katlanılmaz/çekilmez/dayanılamaz olması gerekmektedir.[9]

Burada şu hususu eklememiz gerekir ki kendisi de eşinin haysiyetsiz durumuna iştirak eden kişi sonradan eşi hakkında haysiyetsiz hayat sürüyor gerekçesine istinaden boşanma davası açma hakkına sahip değildir.

Örneğin, her iki eşin de ayyaş olduğu, kumarbaz olduğu ya da eş değiştirme (swinger) fiilleri gibi olaylarda eşlerden bir tanesi sonradan bu gerekçelerle haysiyetsiz hayat sürme sebebine istinaden boşanma davası açtığında haklı bulunmayacaktır. Bu hususla ilgili bir kararında Yargıtay; kadına isnat edilen olaylardan sonra evlilik bir müddet devam ettiğinden ötürü koca, kadının önceki davranışları affetmiştir ya da en azından hoş görmüştür gerekçesi ile haysiyetsiz hayat sürme durumunun koca bakımından evliliği çekilmez/katlanılmaz hale getirmediğine hükmedilebileceğini ifade etmiştir.[10]

Buna benzer bir yaklaşımla evlenmeden önceki hayat tarzı diğer eş tarafından biliniyorsa ya da haysiyetsiz sayılan davranışların üzerinden belli bir müddet geçtiyse bu davranışlar eş tarafından affedilmiş ya da en azından hoş görülmüş kabul edilip bu sebebe bağlı olarak boşanma davası haklı olmayacaktır.[11]

Bu özel boşanma sebebi ile alakalı çok şey söylemek mümkün ancak çocuğun velayeti hususunda da çok kısaca bahsedip bu konuyu bitirmek istiyoruz.

Şöyle ki; eşlerden birinin haysiyetsiz hayat sürdüğü mahkeme kararı ile tespit edildiği takdirde boşanma ile çocuğun velayeti de haysiyetsiz hayat süren eşe verilmez. Zira burada önemli olan çocuğa güvenli, temiz, tutarlı bir ev ortamı sağlamak böylelikle çocuğu korumaktır. Toplumun gözünde haysiyetsiz hayat sürdüğü kanısı olan eşe çocuğu vermek bu bakımdan tutarlı olmayacaktır.

 

 

KAYNAKÇA

Gençcan, Ömer Uğur    : Boşanma Tazminat Nafaka Hukuku Bilimsel Açıklama ve İçtihatlar, Ankara, Yetkin Yayınları, 2010.

 

YARGI KARARLARI

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 09/11/2009 tarihli, 2009/16450 Esas ve 2009/19112 Karar sayılı kararı.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 26/06/2012 tarihli, 2011/22536 Esas ve 2012/17686 Karar sayılı kararı.

  Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 13/03/2003 tarihli, 2003/2300 Esas ve 2003/3448 Karar sayılı kararı.

  Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 01/12/2004 tarihli, 2004/13099 Esas ve 2004/14288 Karar sayılı kararı.

  Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 24/03/2004 tarihli, 2004/2655 Esas ve 2004/3715 Karar sayılı kararı.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 07/06/2006 tarihli, 2006/3081 Esas ve 2006/8990 Karar sayılı kararı.

 



* İstanbul Barosu Üyesi.

[1] Ömer Uğur Gençcan, Boşanma Tazminat Nafaka Hukuku Bilimsel Açıklama ve İçtihatlar, Ankara, Yetkin Yayınları, 2010, s. 110.

[2] A.e., s. 111.

[3] A.e., 112.

[4] A.e., 157.

[5] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 09/11/2009 tarihli, 2009/16450 Esas ve 2009/19112 Karar sayılı kararı.

[6] Gençcan, a.g.e., s.159.

[7] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 26/06/2012 tarihli, 2011/22536 Esas ve 2012/17686 Karar sayılı kararı.

[8] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 13/03/2003 tarihli, 2003/2300 Esas ve 2003/3448 Karar sayılı kararı.
  Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 01/12/2004 tarihli, 2004/13099 Esas ve 2004/14288 Karar sayılı kararı.
  Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 24/03/2004 tarihli, 2004/2655 Esas ve 2004/3715 Karar sayılı kararı.

[9] Gençcan, a.g.e., s.160.

[10] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 07/06/2006 tarihli, 2006/3081 Esas ve 2006/8990 Karar sayılı kararı.

[11] Gençcan, a.g.e., s.164.

 

Bu makale daha önce Kitap ve Hikmet Dergisi'nin Sayı:14 Yıl: 2016 sayısında yayınlanmıştır.

İş Kazalarından Kaynaklanan Tazminat Talepleri ile Açılan Davalarda Organize Sanayi Bölgesi Yönetimleri Yönünden Davanın İdare Mahkemelerinde mi Yoksa Adli Mahkemelerde mi Görülmesi Gerektiği Hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararının İncelenmesi

Yayın Bilgisi:

Legal Hukuk Dergisi: Cilt:13 ,Sayı:147  Yıl:2015

Boşanmaya Bağlı Manevi Tazminat

BOŞANMAYA BAĞLI MANEVİ TAZMİNAT

Av. Abdullah Selim BABAOĞLU*

            Genel olarak kişilik hakları saldırıya uğrayan taraf mahkemeden bu saldırının durdurulması ve akabinde telafisi taleplerinde bulunabilir. Özel olarak ise eşler arasındaki evlilik birliği boşanma ile sonuçlandığı takdirde bu neticeye bağlı olarak manevi tazminat talebi gündeme gelir. Zira evlilik birliğinin bitmesi ile birlikte taraflarda buna bağlı bir takım üzüntü, elem, ızdırap ile manevi olarak yıpranma da gerçekleşecektir.  Aynı zamanda aile bütünlüğü de ağır şekilde sarsılmış olacaktır. Bu bakımlardan boşanmaya bağlı manevi tazminat talebi, haksız fiil tazminatının özel bir şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.[1]

Boşanmaya bağlı manevi tazminat talebinin amacı; kişiye yaşatılan cefa, elem, üzüntü, ızdırap ile zarara uğrayan tarafı manevi olarak teskin ve tatmin etmek ve zararı bir nebze olsun dindirmeye yöneliktir. Bununla birlikte manevi tazminat talebi zarara uğrayanın zenginleşme aracı olarak kullanılamaz. Başka bir deyişle, mağduriyetimi kâra dönüştüreyim düşüncesine hukukumuz destek vermemektedir. Keza manevi tazminat cezalandırma aracı olarak da kullanılamaz.[2]

Manevi tazminatın amacını ve bir takım ilke sınırlarını belirledikten sonra yine Yargıtay kararları ışığında şartlarına göz atacağız. Manevi tazminat talep edilirken kanunda sayılan şartlar ve yargı içtihatları neticesinde oluşmuş diğer bir takım şartların iyi değerlendirilmesi gereklidir. Zira evlilik birliği boşanma ile neticelenen hemen herkesin manevi olarak yıpranacağı, zedeleneceği aşikârdır. Ancak herkes manevi tazminata doğrudan hak kazanamamaktadır.

Boşanmaya bağlı manevi tazminat 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174. Maddesinin 2. fıkrasında şöyle tanımlanmıştır: “…Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.”

Madde metninde ilk bakışta görülen şartlar; kişilik hakkının saldırıya uğraması, kusurun diğer tarafta olması ve bu maddeye göre tazminatın boşanmadan kaynaklanmasıdır.

Doktrinde ele alındığı şekliyle boşanmaya bağlı manevi tazminat şartlarını maddi ve şekli olarak ikiye ayırıyoruz.

Maddi şartlar; tazminat isteyen tarafın kusursuz ya da az kusurlu olması, zarar verilmiş olması, illiyet(nedensellik) bağı olması ve hukuka aykırılık olmasıdır.[3]

Manevi tazminat isteyen taraf boşanma sebebi ile kişilik hakları saldırıya uğrayan taraftır. Hiç kimse kendi kusurundan meydana gelecek neticeden istifade edemeyeceğine göre manevi tazminat talep eden tarafın da kusursuz ya da en azından daha az kusurlu olması gayet tabiidir.

Diğer bir deyişle boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu, ağır kusurlu ya da tam kusurlu olan tarafın manevi tazminat talebi reddedilecektir.[4]

Doktrin ve uygulamada manevi tazminata hükmedilebilecek bir takım sebepler şöyle sıralanabilir; taraflardan bir tanesinin bir başkası ile yaşaması[5], eşin diğer eşe beddua etmesi[6], cinsel ilişkinin koca tarafından kurulamaması[7], eşlerden bir tanesi diğer eşi istememesi[8], eşlerden bir tanesinin diğer eşin hastalığı ve tedavisi ile ilgilenmemesi[9], eşlerden biri diğer eşe iftirada bulunması[10], kocası tarafından kadının kürtaja zorlanması[11], eşlerden bir tanesinin diğerini sadakatsizlik ile suçlaması[12], eşlerden biri her ne sebeple olsun diğer eşe şiddet uygulaması[13], eşlerden biri diğer eşi evden kovarak uzaklaştırması[14], kadının evde kapalı tutulup yakınları ile görüşmesinin engellenmesi[15] gibi hallerin varlığı ve manevi tazminat talebi için diğer şartların varlığı halinde manevi tazminata hükmedilebilir. Ancak şunu da ilave etmeliyiz ki yukarıda saydığımız bu haller sınırlı sayıda değildir. Boşanmaya sebep olan her olay hâkim tarafından değerlendirilecek ve kişilik hakkına zarar verdiğine kanaat getirilirse diğer şartların sağlanması halinde manevi tazminata hükmedilebilecektir.

Zarar kavramı, manevi tazminat talep eden tarafın kişisel haklarının-değerlerinin zedelenmesi, hırpalanması şeklinde izah edilebilir. Kişilik hakları şahsa sıkı sıkıya bağlı olan, onu toplumdaki diğer kişilerden ayıran; şeref, haysiyet, beden ve ruh sağlığı, ismi gibi hakları ve değerleri ifade eder. Bu bağlamda zarar, kişinin bu haklarına ve değerlerine dışarıdan yapılan saldırı neticesinde kişinin uğradığı elem, üzüntü, ızdıraptır.[16] Eski medeni kanun zamanında bu zedelenmenin ağır şekilde olması aranırken, yürürlükteki 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre zedelenmenin ağır şekilde olması gerekmemektedir.[17]

Diğer bir deyişle zedelenmenin derecesi manevi tazminat talep etmek bakımından önemli değildir. Ancak bu derece manevi tazminatın miktarını etkileyecektir.[18]

Zarar kavramı da hâkim tarafından her olay ve taraflar için ayrı olarak değerlendirilecektir. Örnek vermek gerekirse; zina eden eşin diğer eşin kişilik haklarına ağır şekilde zarar verdiği genel olarak kabul edilir, ancak bazı eşlerin bu durumu umursamaması da muhtemeldir.[19]

İlliyet (Nedensellik) bağı ise; boşanmaya sebep olan olay ya da olaylar ile manevi zarar arasında uygun bir bağın (nedensellik bağı) bulunmasıdır. Örnek vermek gerekirse, eşinin zina etmesi yüzünden boşanan kadının uğradığı sadakatsizliğin neticesinde manevi olarak elem, acı, ızdırap duyması gayet tabiidir. Bu durumun ispat edilmesi halinde zarar ile boşanmaya sebebiyet veren olay arasında uygun illiyet bağı kurulmuş olacaktır.[20]

Son maddi unsur ise boşanmaya sebebiyet veren davranışların hukuka aykırı olmasıdır. Hukuka aykırılık bakımından kişilik haklarına saldırı; fiziki kişiliğe saldırı, manevi kişiliğe saldırı, sosyal kişiliğe saldırı ve diğer sebepler olarak sıralanabilir. Yukarıda bahsettiğimiz üzere, yine sınırlı sayıda hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Zira insan ve toplum devamlı surette değişmektedir. Fiziki kişiliğe saldırıya örnek olarak cinsel ilişki kurulamaması verilebilir.[21] Eşin ya da çocuğun hastalığı ile ilgilenilmemesi başka bir örnektir.[22] Yukarıda verdiğimiz örneklerden devam edecek olursak; kürtaja zorlama, şiddet uygulama, cinsel istismar, olağan dışı cinsel ilişki fiziki kişiliğe saldırıya verilebilecek örneklerdendir.[23]

Manevi kişiliğe saldırıya ise sadakatsizlik ki genel olarak erkek tarafından yapılan bir fiildir. Tarafın eşini istemediğini söylemesi, eşini evden kovması, yine genellikle erkekler tarafından yapılan bir davranıştır. Bunların yanı sıra hakaret (mesaj ile gönderilmiş olsa bile diğer şartları sağlıyorsa) varsa, aşağılanma varsa, tehdit varsa, doğumda ilgi gösterilmemişse vb. sebeplerden ötürü manevi tazminata hükmedilebilir.[24]

Eşin sosyal bütünlüğüne, mevkiine, kültürel değerlerine yönelik saldırı varsa örneğin; beddua edilmişse, iftira edilmişse, diğer eş sadakatsizlik gibi ithamlarla suçlanmışsa, eşin ailesi istenmemişse, dedikodu çıkarmışsa vb., manevi tazminata hükmedilebilir.[25]

Yukarıda saydığımız durumların dışında ilk bakışta hukuka aykırılık durumu gibi görünen ancak Yargıtay nezdinde hukuka aykırılık sayılmayan haller de mevcuttur. Bu hallere de birkaç örnek vermek yerinde olacaktır. Bağımsız konut açılmaması hukuka aykırı görülmemiştir. Sadece boşanma sebebi ile de eşin kişilik haklarının saldırıya uğradığından söz edilemez, yani sadece boşanma bir hukuka aykırılık sebebi olamaz.[26]

Keza barışmadan önceki olaylar da manevi tazminata esas olamaz. Birçok Yargıtay kararında dövme/darp olayından sonra barışma gerçekleşti ise ya da evlilik hayatında dövme/darp hoş görülüyorsa, evlilik birliği bütün bunlara rağmen devam ediyorsa manevi tazminata hükmedilemeyeceği gerekçesi ile manevi tazminat talebi reddedilmiştir.[27]

Boşanmaya bağlı manevi tazminat davalarında maddi şartlar kısaca bunlardan ibarettir. Bunun dışında bir de şekli şartlar mevcuttur.

Şekli şartlar; manevi tazminat talebinin olması, tazminat talebinin süresinde olması ve evliliğin boşanma ile neticelenmesinden ibarettir.[28]

Yazımıza konu olan manevi tazminat, boşanmaya bağlı, boşanmanın fer’i sonuçlarındandır. Dolayısı ile ortada bir boşanma davası yoksa manevi tazminatın bu özel türü talep edilemez. Bu bakımdan manevi tazminat talebi boşanma davası devam ederken veya davadan ayrı olarak talep edilebilir.[29] Ancak talep olmadan hâkim kendiliğinden manevi tazminata hükmedemez. Boşanma davası devam ederken yazılı olarak mahkemeye verilecek bir dilekçe ile ya da duruşma esnasında talep edilip tutanağa geçirilmek sureti ile manevi tazminat talebinde bulunulmalıdır.

Manevi tazminat talebi para cinsinden olmalı, talep açık bir biçimde dile getirilmeli, başka değişle belirsizlik olmamalıdır. Manevi tazminat talebi sonradan artırılamaz, davanın ıslahı ile dahi olsa manevi tazminat talebinin artırılması mümkün değildir.[30] Bu sebepten ötürü istenecek tazminatın miktarı iyi düşünülüp karar verilmelidir.

En çok karşılaşılan sorulardan bir tanesi ise anlaşmalı boşanmadan sonra manevi tazminat talebinin mümkün olup olmadığıdır. Hemen söylemek gerekir ki anlaşmalı boşanmada hâkim boşanmanın mali sonuçları hakkında da karar vermektedir. Manevi tazminat da boşanmanın mali sonuçlarındandır. Dolayısı ile anlaşmalı boşanma içerisinde manevi tazminat meselesi de halledilmiş olacaktır. Bu sebepten ötürü anlaşmalı boşanma kararı kesinleştikten sonra manevi tazminat talep edilemez.[31]

Süre bakımından boşanma davası içinde manevi tazminat boşanmanın her aşamasında istenebilir. Boşanma kararı verilinceye kadar dava içerisinde isteme hakkı devam etmektedir.

Boşanma kararı verildikten sonra ise 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 178. Maddesine göre ancak boşanma hükmü kesinleştikten sonra 1 yıl içerisinde boşanmaya bağlı manevi tazminat talep edilebilir. Başka bir değişle boşanma kararı kesinleştikten 1 yıl sonra artık manevi tazminat talebinde bulunulamaz. Bunun sebebi ise evliliğin bitmesinden sonra tarafların yıllar sonra tekrar tekrar karşılaşmasına mani olmaktır.[32]

Yine en çok sorulan sorulardan bir tanesi manevi tazminatın miktarı hususundadır. Evliliğin sona ermesi ile diğer tarafa kinlenen, diğer taraftan zarar gören, mağdur olan, belki sosyal mevkiini kaybeden taraf; diğer tarafı manevi tazminat ile adeta cezalandırmak istemektedir. Ancak manevi tazminat miktarında en büyük ölçü tazminat talep edeni zenginleştirmemektir. Hâkim, Türk Medeni Kanunu’nun kendisine verdiği takdir yetkisini kullanırken, boşanmaya sebep olan olayların ağırlığı, oluş şekli, tarafların kusur oranları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, yaşları, evliliğin devam süresi ve diğer bir takım unsurları değerlendirip bir miktara hükmedecektir.[33] Elbette ki bu miktar manevi tazminat talep edenin istediği miktardan fazlası olamaz.

Evlilik birliğinin boşanma ile sonuçlanması, son şekli şartımızı oluşturur diyebiliriz. Şöyle ki açılmış bir boşanma davası reddedilmişse, tabii olarak buna bağlı bir manevi tazminat talep edilemez. Zira evlilik devam etmektedir. Bazen boşanma davasında hâkim ayrılık kararı da verebilir. Ayrılık kararı, ortak hayatın tekrar kurulma ihtimali varsa verilebilen bir karardır.

Ayrılık kararı ile boşanma kararı farklı olup ayrılık kararında eşlerin belli müddetler zarfında ayrı yaşamalarına karar verilir. İşte bu durumda da manevi tazminat talep edilemez.[34]

Sonuç olarak, boşanmış olan taraflardan her ikisi de manevi bir yıpranmaya maruz kalmaktadırlar. Bu yıpranmanın karşılığında diğer taraftan para talep edilmesi bir nebze olsun teskin edici görünmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

Gençcan, Ömer Uğur  : Boşanma Tazminat Nafaka Hukuku Bilimsel Açıklama ve İçtihatlar, Ankara, Yetkin Yayınları, 2010.

 

Of, Emine Serin :  Boşanma Davalarında Manevi Tazminat, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Temmuz 2012, (Çevrimiçi) http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:6c0RRSn9Y5kJ:www.taa.gov.tr/indir/bosanma-davalarinda-manevi-tazminat-bWFrYWxlfDI1NzU1LWUzZDE0LTRmYjAxLTE0YjI0LnBkZnwxODU/+&cd=4&hl=tr&ct=clnk&gl=tr, 09 Mart 2016.

 

 

YARGI KARARLARI

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 07/03/2005 tarihli, 16151 Esas ve 3304 Karar sayılı kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 09/12/2004 tarihli, 13153 Esas ve 14768 Karar sayılı kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 02/12/2004 tarihli, 163120 Esas ve 14368 Karar sayılı kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 20/10/2004 tarihli, 10860 Esas ve 12164 Karar sayılı kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 16/03/2005 tarihli, 2265 Esas ve 4107 Karar sayılı kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 05/0/2004 tarihli, 4718 Esas ve 5863 Karar sayılı kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 08/03/2004 tarihli, 2065 Esas ve 2873 Karar sayılı kararı.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 07/06/2004 tarihli, 6346 Esas ve 7332 Karar sayılı kararı.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 27/01/2004 tarihli, 389 Esas ve 1009 Karar sayılı kararı.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi,12/09/2005 tarihli, 9455 Esas ve 11854 Karar sayılı kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 26/03/1998 tarihli, 2277 Esas ve 3685 Karar sayılı kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 01/05/2007 tarihli, 4794 Esas ve 1776 Karar sayılı kararı. (Yayınlanmamıştır)



* İstanbul Barosu Üyesi.

[1] Emine Serin Of, “Boşanma Davalarında Manevi Tazminat”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Temmuz 2012, (Çevrimiçi) http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:6c0RRSn9Y5kJ:www.taa.gov.tr/indir/bosanma-davalarinda-manevi-tazminat-bWFrYWxlfDI1NzU1LWUzZDE0LTRmYjAxLTE0YjI0LnBkZnwxODU/+&cd=4&hl=tr&ct=clnk&gl=tr, 09 Mart 2016.

[2] A.e.

[3] Ömer Uğur Gençcan, Boşanma Tazminat Nafaka Hukuku Bilimsel Açıklama ve İçtihatlar, Ankara, Yetkin Yayınları, 2010, s. 857.

[4] A.e.

[5] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 07/03/2005 tarihli, 16151 Esas ve 3304 Karar sayılı kararı.

[6] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 09/12/2004 tarihli, 13153 Esas ve 14768 Karar sayılı kararı.

[7] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 02/12/2004 tarihli, 163120 Esas ve 14368 Karar sayılı kararı.

[8] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 20/10/2004 tarihli, 10860 Esas ve 12164 Karar sayılı kararı.

[9] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 16/03/2005 tarihli, 2265 Esas ve 4107 Karar sayılı kararı.

[10] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 05/0/2004 tarihli, 4718 Esas ve 5863 Karar sayılı kararı.

[11] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 08/03/2004 tarihli, 2065 Esas ve 2873 Karar sayılı kararı.

[12] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 07/06/2004 tarihli, 6346 Esas ve 7332 Karar sayılı kararı.

[13] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 27/01/2004 tarihli, 389 Esas ve 1009 Karar sayılı kararı.

[14] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 12/09/2005 tarihli, 9455 Esas ve 11854 Karar sayılı kararı.

[15] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 26/03/1998 tarihli, 2277 Esas ve 3685 Karar sayılı kararı.

[16] Of, a.g.e.

[17] Gençcan, a.g.e., s.865-866.

[18] Of, a.g.e.

[19] Of, a.e.

[20] Gençcan, a.g.e., s.865-867.

[21] A.e., s. 869.

[22] A.e., s. 872.

[23] A.e., s. 874-877.

[24] A.e., s. 877-878.

[25] A.e., s. 888-891.

[26] A.e., s. 892-893.

[27] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 01/05/2007 tarihli, 4794 Esas ve 1776 Karar sayılı kararı. (Yayınlanmamıştır), (Of, a.g.e.).

[28] Gençcan, a.g.e., s.901.

[29] A.e., s. 901.

[30] A.e., s. 901-905.

[31] A.e., s. 906.

[32] A.e., s. 908-909.

[33] Of, a.g.e..

[34] Gençcan, a.g.e., s. 910..

Bu makale daha önce "Kitap ve Hikmet Dergisi: Sayı:13 Yıl: 2016sayısında yayınlanmıştır.